![]()
![]()

a. Giriş
Müslümanların öncelikli görevi Kur'ani doğruları hayatta pratize edebilmeleridir; ama Kur'an'ın gereğince okunmadığı, buna bağlı olarak da yeterince anlaşılamadığı bir toplumda yaşıyoruz. Bunun sebepleri de çeşitli olmakla ve uzun bir tarih sürecine dayanmakla birlikte, bugün artık Kur'an'a bakış açıları olumlu anlamda yavaş yavaş değişmektedir. Bu değişimi hızlandırmak içinse, müslümanların her şeyden çok Kur’an okumaları ve O'na şekilsel ta'zim göstererek sorumluluktan kurtulamayacaklarını anlamaları gerekmektedir. Kur'an'ı hayata geçirmek için O'nu iyi tanımakla, iyi tanımak da O'na doğru ve önyargısız yaklaşmakla gerçekleşebilir.
Kafamızdaki bir takım bilgilere Kur'an'dan delil aramak yerine, Kur'an'ı kalkış noktası edinerek bilgilenmek ve böylelikle bir bakış açısı kazanmak zorundayız. Çünkü; «Gerçekten bu Kur'an (insanı) en doğru yola iletir.» (17/9); «işte o kitap; kendisinde şüphe olmayan, müttakiler için de kılavuz olan bir kitaptır.» (2/2)
Bu yaklaşım tarzıyla Kur'an'ı incelemeye başladığımızda ise bize 'mutlak doğru' diye aktarılan pek çok anlayışın Kur'an doğrularıyla örtüşmediğini görürüz, işte bu konulardan biri de Kur'an bünyesinde nesh olup olmaması meselesidir.
Bütün bir islam tarihi boyunca alimler (yazıda geçen “alim” kavramını, geleneksel ifadesiyle ”araştırmacı, uzman” anlamında kullanıyoruz) arasında -bir ittifak sağlanamasa da- tartışılmış bulunan nesh konusunun bugün genç beyinlerin kafasına takılması ve sorgulanmaya başlanması, yukarıda vurgulamak istediğimiz Kur'an'a bakış açılarının değiştiğinin bir ispatı olsa gerek. Çünkü nesh, Kur'an'ı hükümlerin hayata geçirilme çabası ile -aynı zamanda akide ile- ilgili bir meseledir. Ve Kur'an'ın hükümlerini yaşama azmi taşıyan herkesin bu konu ile yüz yüze gelmesi kaçınılmazdır.
Genelde; Kur'an'da bir ayetin hükmünü diğer bir ayetin iptal etmesi şeklinde yaygın kabul gören nesh anlayışının gerek tanımında, gerekse kapsamı hususunda alimlerin ittifak sağlayamamış olmaları ve yine konunun Kur'an'ın ebediyete kadar hükmü geçerli olma özelliği ile çelişiyor olması meselenin önemini ve doğru tahlilini zorunlu kılmaktadır.
Nesh; lügatta bir şeyi iptal etmek ve onun yerine başka bir şeyi ikame etmek, yer değiştirmek, nakletmek, gidermek (izale etmek), yazdırmak manalarına gelir. 1 Hac, 22; Casiye, 28-29 ve Nahl, 101. ayetlerdeki kullanımları bu şekildedir.
Istılahta ise nesh; şer'i bir hükmün yürürlüğe konmasından sonra, gelen diğer bir şer'i hükümle kaldırılması, iptal edilmesi demektir.2 Hükmü kaldıran ayete nasih, hükmü kaldırılan ayete de mensuh denir. Mensuh ayet ile amel edilemez.
Klasik görüşte nesh genel olarak bu şekilde anlaşılmakla birlikte, bazı alimler, bu kavramı başka anlamlarda kullanmışlardır. Mesela; İbn Mesud'a göre müteşabih ayetler mensuh, muhkem ayetler nasih olarak isimlendirilmiştir. Zerkeşi ise Kur'an'ın Levh-i Mahfuz'dan indirilişini nesh olarak tanımlamıştır.3 İbn Hazm ise beyan ve istisnanın nesh olduğu konusunda ısrar etmiştir. Tercümanü'l-Kur'an diye adlandırılan ve Kur'an'da bilmediğim hiçbir ayet yoktur” diyen İbn Abbas muhkem ve müteşabihi nesh saydığı gibi bazı rivayetlerde istisnayı bile nesh saymıştır. Hz. Aişe ve Abdullah b. Zübeyr'in nesh anlayışları da bunun gibidir.4 Bunları iktibas etmemizin sebebi, nesh kavramı üzerinde bile tam bir ittifakın olmadığını vurgulamaktır. Ama Kur'an'ın çelişkisizliği açısından akidevi bir boyut taşımakta ve şer'i hükümlerin sürekliliği bakımından hayati öneme haiz bulunmaktadır.
Nesh konusunda Somali'deki hükümetin 1970'lerdeki uygulaması ibret vericidir. Somali'deki mevcut tağuti iktidar, geleneksel tefsir usulünün yargılarından kalkarak Kur'an'ın bazı ayetlerinin nesh edildiğini iddia etmiş ve geleneksel ulemanın bu iddiasına dayanak Kur'an'ın bazı muhkem ayetleriyle çelişen kanunlar çıkartmıştır. Bu iddialara karşı çıkan bazı Müslümanlar ise idam edilmiştir. Bu olay karşısında Ezher Üniversitesi'ne bağlı İslami Araştırmalar Akademisi Şubat 1975’te bir toplantı düzenleyip idamları kınamış ve konuyu tartışmıştır.5
b. Nesh Konusuyla İlgili Ayetlerin Değerlendirilmesi
Şimdi Kur'an bünyesinde neshin varlığını savunanların delil olarak getirdikleri ayetleri inceleyelim:
1) Biz bir ayeti başka bir ayetin yerine getirdiğimizde -ki Allah neyi indirdiğini gayet iyi bilmektedir- 'Sen yalnızca uyduruyorsun,' dediler. Hayır, onların çoğu bilmezler.» (16/101)
Bu ayet hakkında ilk dikkate alınacak husus, ayetin Mekkî oluşudur. Emir ve nehiy bildiren ayetler ise genellikle medenidir. Dolayısıyla bunların yer değiştirmesi söz konusu olamaz. Nesh meselesini Kur'an'a dayandırmak isteyenlerin bu ayeti delil getirmeleri bu yüzden geçerli değildir. Nitekim bu ayetler, İslam'dan önce gönderilen şeriatların neshinden ve İslam'ın onların yerine gelmesinden bahsetmektedir. Ayetin indiği sıralarda Yahudi ve Hıristiyanlar kendi dönemlerinin ve büyük oranda tahrif edilmiş bulunan dinlerinin son bulmasını kabullenemedikleri için Hz. Peygamber'e karşı çıkıyorlar ve çeşitli ithamlarda bulunuyorlardı. Yine bütün bunlarla ilgili olarak da Hz. Muhammed (s)'in işte böyle bir ortamda Allah (c) «Biz bir ayeti başka bir ayetin yerine getirdiğimizde...» buyurarak onların şeriatlerinin yerine artık Hz. Muhammed'in şeriatinin geldiğini ve O'nun geçerli olduğunu bildirmiştir.
Burada dikkat edilmesi gereken bir husus da ayet” kelimesinin kullanılmasıdır. Ayet kelimesi Kur'an'da tekil sigayla kullanıldığında delalet, hüccet, mucize, işaret ve geçmiş risaletler anlamı kastedilir.6 Yukarıdaki ayette de bu kelime geçmiş risaletler anlamında kullanılmıştır. Nitekim İbn Abbas'ın talebesi Mücahid buradaki ayetin şeriat anlamında olduğunu söyler.7 Buradan da ayetteki değiştirmenin önceki risaletlere işaret ettiğini rahatlıkla anlayabiliriz. Kısacası, söz konusu ayet Kur'an'daki ayetlerin birbirini iptal etmesi anlamında Nesh'e delil olamaz.
Konuyla ilgili olarak gündeme getirilen bir başka ayet de şudur: «Biz daha hayırlısını veya benzerini getirmedikçe bir ayeti neshetmez veya unutturmayız.» (2/106)
Burada nesh, 'daha iyisini veya benzerini getirme' şartına bağlanıyor. Daha iyisi veya benzeri getirilince zaten o ayetin iptali söz konusu olmaz, aksine sağlamlaştırılması söz konusu olur. Dolayısıyla buradaki nesh bizim anladığımız şekilde -ıstılahi manadaki- nesh değildir. O halde burada neyin neshi anlatılıyor? Ayeti siyak ve sibakıyla ele alır, nüzul ortamını da göz önünde bulundurursak buradaki neshin de daha önceki ayette olduğu gibi geçmiş risaletlerin iptali anlamında olduğunu kolaylıkla anlarız. Şöyle ki ayet, yine Yahudiler'in durumlarının anlatıldığı bir ortamda geçiyor. Kendi şeriatlerinin geçerliliğinin kaldırılmasına, Peygamberin kendi soylarından gelmemesini bir türlü hazmedemeyen Yahudiler, çeşitli şekilde itham ve itirazlarda bulunuyorlardı. Allah yaptığını bozar mı? indirdiğini iptal eder mi? Öğretilerinin unutulması mümkün mü? şeklinde karşı çıkıyorlardı. Kıblenin değiştirilmesi olayını da ağızlarına dolamışlar, Muhammed ashabına bir şey emrediyor, yarın ondan vaz geçiyor diyorlardı. Rabbimiz bu ayetle onların şeriatlerinin son bulduğunu, onun yerine gönderdiği Hz. Muhammed'in şeriatine uymaları gerektiğini emir buyurmuştur, islam'dan önceki şeriatin sembolü olan Kudüs'ün kıbleliğinin neshedilmesi, değiştirilmesi de bunun bir işaretidir. Ayrıca bir önceki ayette »Kitap ehlinden olan kafirler ise, Rabbinizden hiç bir hayır indirilmesini arzu etmezler. Allah ise dilediğine rahmetini tahsis eder. Allah büyük fazl sahibidir.» Duyuruluyor. er-Razi buradaki 'rahmet' kelimesinden vahiy olduğunu söylüyor ve Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? (Zuhruf, 32) ayetini de buna delil getiriyor.8 Yani Yahudiler kendi soylarından olmayan birine rahmet'in indirilmesini kıskanıyorlar, Allah ise rahmetini dilediğine tahsis edeceğini haber veriyor. Zaten ayetin siyak ve sibakı da bunları tamamlayıcı bir seyir çiziyor. Kısacası bu ayette de Kur'an bünyesindeki nesh değil, geçmiş şeriatlerin neshi ve unutturulması anlatılmaktadır. Nitekim En'am Suresi'nin 146. ayetinde Yahudilere tırnaklı her hayvanın, sığır ve davarın sırt, bağırsak ve kemik yağları hariç iç yağlarının haram kılınmasından bahsedilir. Bu hükümler Hz. Muhammed'in risaletiyle neshedilmiştir ve bu yiyecekler Müslümanlara helal kılınmıştır. Ayetin Medine dönemi başlarında, yani neshe konu olacak ayetlerin henüz inmediği bir ortamda, inzal edilmesi de bu görüşü kesinleştirmektedir.
Kur'an'da klasik anlamda neshin olduğunu ileri sürenlerin delillerinden (!) biri de; «Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Ümmü'l-Kitap onun katındadır. (13/39) ayetidir. Bu ayete geçmeden, bir önceki ayeti de okumamız yerinde olur:. «Her ecel (tesbit edilmiş süre) için bir kitap (hüküm, son) vardır. » Burada yine Allah-u Teala tespit edilmiş bir sürenin sonundan haber veriyor. Yani yine Kur'an'ın vahyedilmesine itiraz eden Ehl-i Kitab'a dönemlerinin son bulduğu ve Allah'ın dilediğini silip, dilediğini bırakacağı haber veriliyor. Ayetin Mekki oluşu da üzerinde durduğumuz neshe delil olamayacağı konusunu belirlemektedir.
c. Nesh Konusunda İcma Delili
Neshi savunanların diğer delilleri de bu konuda icmanın oluşudur. Halbuki neshin tanımı konusunda ve hatta icmanın tanımı konusunda bile icma yoktur. Mesela İbn Hatim'e göre 'indirilmeyen' demek olan nesh; Ibn Abbas'a göre 'müteşabih' anlamındadır, işte asıl önemli olan konu bu şekilde tarih boyunca alimlerin ıstilahi anlamda neshi farklı anlamaları, ona göre varlığını veya yokluğunu dile getirmeleridir. Yani bir alim nesh vardır derken, bizim yukarıda verdiğimiz “bir ayetin bir ayeti iptal etmesi” anlamını kasdetmemiştir. Dehlevi de nesh konusunun tefsirinde zorlanma nedeni olarak selef ve sonraki alimlerin neshe fıkhi istilahi anlamlar vermesini göstermiştir. İbn Kayyum Selefin çoğu nasih-mensuh derken âmmın tahsisi, mutlakın takyidi, zahir bir emrin tefsirini kasdederler. Hatta istisna şart ve sıfatını nesh sayarlar. demiştir.
Nesh konusunda icmanın olmadığı diğer bir husus, mensuh ayetlerin sayısı konusudur. Bazı alimler Kur'an'da ikiyüz ayetin nesh olundu ğunu söylerken, Suyuti el-îtkan'da bunun yirmi tane olduğunu söylemiş ve mensuh ayetlerin sayısının çoğaltılmasını uygun görmemiştir. Dehlevi ise bu ayetleri beşe kadar indirmiştir.9 isfehani ise bu anlamdaki neshi sistemli olarak reddetmiştir. Şüphesiz ki Allah (c) kitabının hangi ayetinin geçerli, hangisinin geçersiz olduğunu kullarının içtihadına bırakmamıştır. O'nun kitabının tümü, «Ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da güzelce açıklanmıştır. (11/1-2). O'nun kitabı içinde hiç bir eğrilik (18/1), şüphe (2/2) olmayan ve içine batılın karışmadığı (41/42), eşsiz (41/41) bir kitaptır.
Şurası açıktır ki alimlerin ayet üzerinde tartışmaları, ihtilaf etmeleri, hükmü kalkmış kalkmamış gibi görüş bildirmeleri Kur'an-ı Kerim ayetleri üzerinde herhangi bir değiştirme ve tesir gücüne sahip değildir. Tüm islam alimleri bir ayete mensuh deseler, onu Kur'an'dan çıkarma yetkisine sahip olamazlar. Bu hükmün böyle olduğu konusunda Hanefi, Şafii, Hanbeli, Maliki, Caferi, Zeydi, Eş'ari, Maturudi, Mutezili, Şii tüm mezhepler ittifak halindedir.10 Elbette Kur'an'da herhangi bir ayetin çıkarılması söz konusu bile olamaz. Ancak bu ayetin hükmü kaldırılmış, fakat gözlere şifa olması için Kur'an'da vardır demenin de hiç bir anlamı yoktur. Kaldı ki Kur'an'da herhangi bir ayetin hükmünü kaldırma yetkisi Hz. Peygamber'e bile verilmemiştir. Rasulullahtan bize ulaşan haberlerde şu ayet şunu neshetmiştir” şeklinde tek bir Hadis-i Şerif nakledilmemiştir. Bunun aksine Rasulullah, bir ayet hakkında tartışan bir cemaatin yanına gelmiş ve Size ne oluyor? Sizden evvelki milletler böyle davranmakla ve peygamberlerine muhalefet etmekle ve kitabın bir kısmını bir kısmıyla çarpıştırmakla helak oldu. Muhakkak ki Kur'an bir kısmı bir kısmını yalanlar olarak inmedi. Aksine birbirini doğrular olarak indi. Ondan anladığınızla amel edin ve bilmediğinizi bilene havale edin. buyurmuştur.11 Bu konuda Hz. Peygamber, ashabının bir ayet hakkında hasıl olan anlaşmazlığı diğer bir ayet-i kerime ile gidermiş olduğunu kasdetmiştir.12
d. Kur'an'da Nesh İddiasına Örnekler
Bu açıklamalardan sonra nesh edildiği söylenen ayetler üzerinde durmak gerekecektir. Tabii bunlar bu yazıya sığmayacak kadar çoktur. Ancak hemen ilk akla gelen ayetleri kısaca özetleyebiliriz, içki ayetleri bunun en açık örneklerindendir.
Bildiğimiz gibi içkinin yasaklanması dört safhada olmuştur. Bu konuda ilk inen (16/67) «Hurma ağaçlarının meyvelerinden ve üzümlerinden hem sarhoşluk veren içki, hem de güzel rızık elde edersiniz.»; ikinci inen (2/129) «Sana içkiden ve kumardan soruyorlar. De ki: 'O ikisinde de büyük günah vardır, insanlara bazı faydaları varsa da günahları faydalarından büyüktür.» ayetleridir. Üçüncü inen ayet (4/43) «Ey inananlar! Sarhoşken namaza yaklaşmayın. Yaklaşmayın ki, ne dediğinizi bilesiniz.» Ve son olarak da (5/90-91) «Ey inananlar! içki, kumar, dikili taşlar, şans okları şeytan işi pisliklerdir. Öyle ise bunlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz. Gerçekten şeytan içki ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan alı koymak ister. Artık vaz geçtiniz değil mi?» ayetidir. Burada içkinin yasaklanması konusunda uygulanan tedrici metod, çok açık bir şekilde görülmektedir, ilk ayette Allah Teala içkiyi diğer güzel rızıklardan ayırarak, onun güzel rızık olmadığı noktasına dikkat çekiyor, ikinci inen ayette zararının faydasından daha büyük olduğunu bildirerek inananların içkiden uzaklaşmaları konusunda ikinci adım atılıyor. Daha sonra Allah, kullarının içkili olarak namaza durmalarını, ne dediklerini bilmeleri gerektiğini emrediyor. Allah'a ibadetten men edilme olayının insanların psikolojileri üzerindeki etkisi, içkiye bakış açılarının değişmesi yönündeki etkisi elbette büyüktür. Ve bundan sonra Allah Teala bedenen ve ruhen içkiyi terketmeye hazırlanmış kullarına içkiyi yasaklıyor. «Artık bundan vaz geçtiniz değil mi?» ayetiyle bu kademeli yasaklamanın son bulduğunu anlıyoruz. Elbette ilk ayet indiği sırada da içki Allah katında necis ve haramdı. Ancak kullarının içki gibi bağımlılık yapan bir maddeyi bir çırpıda bırakamayacaklarını bilen merhamet sahibi Allah bu tedricilikle onların içkiyi terk etmelerini sağladı. Çünkü «Allah hiç kimseye güç yetireceğin-den başkasını yüklemez.» (2/286). Özet olarak İslam'ın tedrice riayet etmesi, gayesini gerçekleştirmede kullandığı bir yöntemdir, islam o günün toplumunu, bir sosyal vakıa olarak olduğu gibi kabullenmesi manasında gerçekçi, aynı toplumdan ideal bir ümmet oluşturma amacı güden gayeci bir dindir.13 Bu mükemmelliğini, şirk bataklığındaki Arap toplumunu tüm insanlığa örnek teşkil edecek bir toplum yapmadaki başarısıyla ispatlamıştır. Bu metodun başarısı herkes tarafından kabul edilmektedir. Fakat üzerinde durulması gereken nokta nesh taraftarlarının son inen ayet ile ilk ayetlerin yürürlülüğünün tamamen kalkmış olduğunu iddia etmeleridir. Yani aynı metodun bundan sonra uygulana mayacağını savunmalarıdır. Şöyle ki İslam'ın ilk indiği yıllarda insanlara kademeli olarak içki terkettiriliyor, fakat sonraki nesillerde müslüman olan topluluklardan onu bir çırpıda terketmeleri bekleniyor. Bu adeta İslam'ın tedricilik ve gayeciliğine uymaz. Aynı metod her zaman uygulanabilir ve mutlak başarı sağlanabilmesi için uygulanmalıdır da. Ancak bundan ilk inen ayetler yürürlükteyse -ki o ayetlerde içki haram kılınmamıştı- o halde içki içilebilir gibi bir sonuç kesinlikle çıkartılamaz. Bu olayı örtmek olur. Kur'an içki içenlere içmeye devam edin dememiş, bilakis içki bağımlısı bir topluluğun bu illetten nasıl kurtulacaklarının yolunu göstermiştir. Sonuç olarak bu metodu oluşturan ayetlerin hükmü ebediyyen kaldırılmamıştır. Aynı şartlar oluştuğunda bu metod devreye girer ve uygulanır. Bu, bütün zamanlar ve nesiller için geçerlidir. Bu konuya örnek verilebilecek diğer bir ayet ise Tevbe Suresi'nin 5. ayetidir. Haram aylar çıkınca müşrikleri nerede bulursanız öldürün. Onları yakalayın, muhasara edin ve her gözetleme yerinde onları bekleyin.» Neshi savunanlar, bu ayetle pek çok ayetin neshe-dildiğini iddia ederler. Şimdi sen ne ile emrolunuyorsun. Onu apaçık bildir, müşriklere aldırış etme.» (Hicr, 94); Allah'ın elçisi üzerine tebliğden başka (vazife) yoktur.» (Maide, 99); »Kendinden başka hiç bir ilah bulunmayan rabbinden sana vahyedilene uy. Ondan başka ilah yoktur. Ve müşriklerden de yüz çevir.» (En'am, 106;. «Sizin dininiz size, benim dinim banadır.» (Kafirun, 6) gibi ayetlerin ve buna benzer (tebliğ etme, onlara iyi davranma, Allah yoluna hikmetle çağırma, eziyetlerine sabretme anlamlarında olan) pek çok ayetin Tevbe Suresi'nin 5. ayetiyle neshedildiğini iddia ederler.14 Hatta bu ayette neshedilen ayetlerin sayısını 114'e çıkaranlar dahi vardır.
Kur'an'ın tebliğ ve mücadele metodundaki tedriciliğin bütüncül olarak iyi kavranamamasından doğan hatalarla bu sayıyı daha da artıranlar vardır. Ancak bildiğimiz gibi Kur'an 22 yıl boyunca indirildi. Rasulullah vahyin inişinden itibaren bu ayetlerin kendisine çizdiği yol doğrultusunda müşriklerle çeşitli ilişkilerde bulundu, ilk vahiyle birlikte onlara tebliğe başlamış, onların alay ve eziyetlerine sabretmiş ve onlarla savaşmıştı. Müslümanlar artıp kafirlerle savaş başlayınca onlarla savaşmış, anlaşmalar yapmıştı. Devlet olduktan sonra da farklı uygulamalarla ilişkiler sürdürülmüştü. Ayetler de bu olayların seyri boyunca inmiş, onlara nasıl davranmaları gerektiği konusunda yol göstermişti. Son takınılan tavrın, ilk zamankilerin aynısı olmaması, ilk hareketin artık tamamen uygulanamayacağı ve iptali anlamına gelmez. Çünkü Kur'an kıyamete kadar geçerli hükümleri uygulanacak bir kitaptır. Rasulullah'ın ilk zamanlardaki tavrı, bugün de aynı ortam oluştuğunda takınılması gereken tavırdır. Bu yüzden müşriklerle olan ilişkileri düzenleyen bu metodun bir kısmının iptal edildiğini, amel edilemeyeceğini söylemek gerçekçi ve Kur'ani bir yaklaşım değildir. Çünkü islam, her hal ve durumda ortama itibar etmiş, gerçekçi bir yaklaşımla hüküm vaazında bulunmuş bir dindir.15
Ayrıca müşrikleri öldürün» ayetiyle diğer tebliğ ayetlerinin neshedildiğini iddia edenlere, bugün niçin ellerine geçen müşrikleri öldürmedikleri sorulabilir. Yaşayan hayat bile bunun aksini söylemektedir. Eğer gerçekten önceki ayetler neshedildi ise, bugün tüm müslümanların ellerinde silah, müşrik öldürmekle meşgul olmaları gerekirdi. Bunu yapmak, -örneğin, bizim ortamımızda ve mücadele safhasında- nasıl İslami değilse, kafirlerle savaş haline girildiğinde de onları güzel bir öğütle dine davet etmek, onları hoş görmek o derece gayri İslamidir. Mesele zaman ve zemin meselesidir. Tebliğ ortamında olanların durumu, nasıl savaş ile ilgili ayetleri belli bir süre yaşanmaz kılıyorsa; savaş ortamı da tebliğ ile ilgili ayetleri bir süre yaşanmaz kılar. Ancak bu süre belirli ve geçicidir. Ebediyete kadar aynı şekilde sürecek değildir. Savaş ve barış durumlarının ebediyete kadar sürmediği gibi...
Kısacası bu ayetlerin neshedildiğini söylemek, Kur'an'i bir yaklaşım değildir. Neshedildiği söylenen ayetler Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde incelendiğinde her birinin geçerliliği ortaya çıkacaktır. Mesela Celaleddin es-Suyuti neshedildiği söylenen ayetleri belli bir tetkike tabi tutmuş ve sayılarını 20'ye indirmiştir.16 Daha sonra gelen Hindistanlı alim Şah Veliyyullah Dehlevi, Suyuti'nin mensuh saydığı ayetleri incelemiş ve sayılarını 5'e indirmiştir.17
Kur'an'da hükmü kalktığı iddia edilen ayetler (mensuh) hakkındaki tezi 5 ayete kadar indiren -Ehl-i Sünnet akımı içinde Islahatçı çabalar göstermiş olan- Şah Veliyullah Dehlevi'nin iddialarını gözden geçirmemiz, konuyu daha çok aydınlatacaktır.
e. Dehlevi'nin 5 Mensubu
Ömer Rıza Doğrul, Dehlevi'nin bu 5 mensuh ayetini tetkik ederek mensuh olmadığını ispatlamıştır.
Şimdi bu kısmı alıntılamak istiyoruz:
1.Bakara 180. ayet: «Birinize ölüm geldiği zaman, eğer bir hayır (mal) bırakacaksa anaya, babaya, yakınlara uygun bir biçimde vasiyet etmek, Allah'tan korkanlar üzerine bir borçtur.
Neshi kabul edenler miras ayetinin bu ayeti neshetmiş olduğunu söylerlerse de Kadı Beydavi ile İbn Cerir bu fikirde değildirler. Beydavi der ki: Miras ayeti bu ayete zıt değildir. Belki onu destekler. Çünkü vasiyeti mutlak surette tekide delalet etmektedir... Filhakika miras ayetinin bu ayeti neshetmesi için hiç bir sebep yoktur. Bu ayet-i kerimede miras da hak sahibi olanların hakları anlatılır ve bunların hepsinin yapılan vasiyeti yerine getirilmesinden ve bırakılan borcun edasından sonra yapılacağını bildirir. Böylece Bakara Suresi'ndeki 180. ayetinde bahis mevzuu olan vasiyetin yapılmakta olduğunu açıklar.
(Maalesef ki Kur'an'ın hadisle de nesh olunacağını iddia eden bazı muhaddisler, bu ayetin Hanbel'in Müsnedi'nde geçen Varisçiye (mirasçı) vasiyet yoktur.18 hadisiyle neshedildiğini iddia edebilme gafletinde bulunmuşlardır.19)
2. Bakara 240. ayet: «içinizden ölüp de (geride) eşler bırakacak olanlar (evlerinden) çıkarılmaksızın senesine kadar yararlanmaları için bir vasiyet bırakırlar.» Bu ayetin mensuh olduğu iddia edilmekte fakat, Sahih-i Buhari'de Mücahid gibi yetkili bir şahsiyet bu ayetin mensuh olmadığını bildirmektedir. Mücahid diyor ki: Cenah-ı Hak kadına, tam sene veriyor. Bunun yedi ay yirmi günü vasiyet ile ihtiyarıdır. Kadın isterse kocasının evinden ayrılır ve yeniden evlenir. Çünkü Kur'an-ı Kerim «Kendi isteği ile çıkarsa size bir vebal yoktur.» diyor. O halde 243. ayet nakzetmiyor. Sonra bu ayetin 243. ayetten sonra nazil olduğunu gösteren deliller vardır. Bu yüzden onun tarafından neshedilmiş olmasına imkan yoktur.
3. Enfal 65. ayet: «Eğer sizden sabreden yirmi kişi bulunursa, iki yüz (kişiyi) mağlup ederler. Ve eğer içinizden yüz (sabreden kişi) bulunursa kafirlerden binini yener.»
Bu ayetten sonra gelen «Şimdi Allah yükünüzü hafifletti ve siz de zaaf bulunduğunu bildi, onun için sizden yüz kişi sabırlı olursa iki yüze galip gelirler.» ayeti ilkini nesh etmiştir, deniliyor. Halbuki ikinci ayette (şimdi) kelimesiyle başlayarak halden, yani müslümanların zayıf oldukları, silahları bulunmadığı ve harbe alışık olmadıkları, genç ihtiyar hep bir arada yola çıkmağa mecbur kaldıkları sıradan bahsediyor. Daha evvelki bir ayet ise İslam ordularının tam teçhizatlandığı ve teşkilatlandığı sıralara aittir.
4. Ahzab 52. ayet: «(Ya Muhammed), bundan sonra kadınlar ve bunları başka eşlerle değiştirmek güzellikleri senin hoşuna gitse bile sana helal olmaz.»
Bu ayetin de neshine delil (!) gösterilen «Ey Peygamber! Gerçekten biz sana ücretlerini verdiğin zevcelerini... sana helal kaldık.» ayeti; ele aldığımız ayetten daha önce inmiştir. Dolayısıyla daha önce inmiş bir ayetin daha sonra gelen bir ayeti nesh etmesi bahis mevzuu olamaz. Vaziyetin şu merkezde olduğu anlaşılıyor. Nisa 3. ayeti nazil olarak zevcelerin sayısını 4'le tahdit etmiş, Ahzab Suresi'nin 50. ayeti de bunu teyid etmiştir.
Aynı şekilde Hz. Peygamber'e de Ahzab 52. ayetle başka bir kadın almaması bildirilmiştir. Görülüyor ki burada da nesh söz konusu değildir.
5. Mücadele 12: «Ey iman edenler! Peygamber ile danışacağınız, gizli konuşacağınız zaman, konuşmadan önce bir sadaka verin, bu sizin için daha iyi ve daha temizdir. Bulamazsanız şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok esirgeyicidir.» Diğer ayet; «Gizli konuşmadan önce bir sadaka vermekten mi telaş ettiniz? Çünkü yapmadınız. Allah sizin tövbelerinizi kabul etti.»
Bu ikinci ayetin birincisini neshetmesine katiyyen lüzum yoktur. Çünkü ikincisi sadaka vermenin zaruri değil, ihtiyari olduğunu; farz olan sadakanın zekat olduğunu anlatıyor..20
f. İki Yaklaşım: Hamidullah ve Ateş
Muhammed Hamidullah bu meseleyi tahkik ederken konuya bir soru ile giriyor:
«Hz. Peygamberin devri saadetlerinde Kur'an-ı Kerim'in herhangi bir parçası nesh veya tebdil edilmiş midir? Kur'an-ı Kerim bundan iki defa bahsediyor. II. surenin 106. ayeti ve XVI. surenin 101. ayeti. Bu neyi ifade eder? Hz. Peygamber bir ayet yerine başka bir ayet mi koymuştur? Ve devam ediyor: Bu meselenin büyük mütehassısı el-Cessas bunu kabul etmiyor ve diyor ki; bahis mevzuu olan, eskiden vahyedilmiş kanunların eski peygamberlerin kitaplarının yerini Kur'an'ın almasıdır, bizzat Kur'an'dan bir şeyin yeri alınmamıştır. Diğer alimler ise; Hz. Muhammed'in hayatı boyunca nesh imkanını kabul ediyorlar ve delil olarak vazıh olmayan bir iki hadise zikrediyorlar. En meşhuru şudur: Hz. Ömer naklediyor: İlahi kanunda zina edenlerin recm edilmesine dair emri okuyorduk; Hz. Peygamber'e bunun Kur'an'a dahil edilmesinin icap edip etmediğini sordular, fakat o istemedi. (ibn Kesir, III, 261). Bazıları buradaki «ilahi kanun» tabirini Ve başka birinin karısı ile zina eden adam, hem o, hem kadın mutlaka öldürülecektir. (Kitap. Allah) Kitab-ı Mukaddes (Levililer, XIX, 10-14) olarak izah etmektedirler. Tevrat'taki bu kanunu Hz. Muhammed'in tatbik etmiş olduğuna inanmakta hiç bir mahzur yoktur. Zira Kur'an-ı Kerim (VI, 90) ayetinde eskiden bildirilmiş ilahi kanunların, onlar Kur'an tarafından nesh edilmedikçe yürürlükte olduğunu kabul etmiştir. Bununla beraber bu kanunlar Kur'an'a dahil edilmez. ...Kur'an-ı Kerim'in ayetlerinden nesh edilenler olmuş mudur? Şayet evet ise, bunlar şimdi Kur'an-ı Kerim'in dışında mıdır? Yoksa her zaman içinde mi kalmıştır? Fazla dikkatli olmayan yazarlardan gelen bazı rivayetlerde bazı mensuh ayetlerin çıkarılmış ve şimdi unutulmuş olduğu bildiriliyor. Burada ravilerin yanlış anladıklarını düşünüyoruz, behemehal, rivayetler şüphelidir, zira verilen misallerdeki parçaların üslubu zayıf ve Kur'an'ınkine müsavi değildir. Bunların, Kur'an'ın bazı parçalarının Hz. Peygamber tarafından yapılan tefsirler olması ve Hz. Peygamberin konuşmasının başında bulunmayanların, bunları Kur'an zannetmeleri muhtemeldir. Her zaman Kur'an-ı Kerim'de bulunan ve muhtevasının neshedildiği bildirilen ayetlere gelince, bunların çoğunun durumu nesh kelimesine verilen manaya bağlıdır. Bazen Kur'an «yeni emre kadar bunu yapınız.» der. Bunun arkasından yeni emir gelir: Şayet bu durum nesh olarak kabul edilirse, Kur'an'da böyle bir kaç misal vardır; fakat bu neshten ziyade tamamlamadır. Ben Kur'an-ı Kerim'de bir defa a'yı yapınız ve diğer bir defa Ayı yapmayınız şeklinde mutlaka bir neshe misal teşkil eden halleri katiyyen bilmiyorum.»21
Günümüz müfessirlerinden Süleyman Ateş ise neshin Hz. Peygamber'e indirilen fakat Kur'an'a geçirilmeden unutturulan ayetler üzerinde olduğunu iddia etmektedir. Bu yaklaşım izzet Derveze'nin de benimsediği görüştür. Kur'an'ın bünyesinde mensuh ayetin olmadığını vurgulamakta, fakat Kur'an'a geçirilmeden neshedilmiş az sayıda ayetin varlığına işaret etmektedir.22 Ateş, yoruma kaynak olarak A'lâ Suresi 6. ve 7. ayetleri göstermiştir:
«Seni okutacağız da hiç unutmayacaksın. Allah'ın dilediği müstesna. Çünkü O, açığı da, gizleneni de bilir.»
Seyyid Kutub bu ayetlerin tefsirinde şöyle diyor: Seni okutacağız da hiç unutmayacaksın. Bu, Kur'an'ı korumak hususundaki meşakkati kaldırarak ve Hz. Peygamberin omuzundan büyük bir yükü alarak başlıyor, istisna ise, ilahi iradenin erginliğini belirtmekte ve peygambere gelen ayetlerin unutturulmayacağım bildiren sadık vaadden varit olmaktadır. Ta ki mesele ilahi iradenin geniş çerçeveleri dahilinde kalsın. Ve daima vaad olunanlar içerisinde Allah'ın sınırsız iradesi gözetilsin. Ve böylece ilahi iradeye bağlanan kalpler devamlı bir uyanıklık içerisinde kalsın. «Çünkü O, açığı da gizleneni de bilir.» Bu ifade de bölümde geçen korunma ve istisnası ile ilgili hükmün sebebi mahiyetindedir.23
Mevdudi de buradaki istisnanın Şayet dilersem bu Kur'an'ı hafızandan silerim. şeklinde Allah'ın Rasulullah'a verdiği bir tenbih ve tavsiye olduğunu söylüyor.24
Sonuç olarak ilahi iradenin genişliğini vurgulayan Allah'ın, bir takım ayetleri indirip sonra Hz. Peygamber'e unutturduğu sonucuna gitmek vakıasız bir iddia olur. Kaldı ki bu ayetlerin az sayıda olduğu Kur'an'a geçirilmediği şeklinde kesin yargılara varmak da Kur'an'ın yakin ve kesinlik ifade eden vakıası karşısında delilsiz iddialardır, vehimdir.
g. Sonuç
Konuyu toparlayacak olursak; nesh kavramı Kur'an'da vardır ve geçmiş şeriatlerin iptali, yenisiyle değiştirilmesi anlamında kullanılmıştır. Kur'an'ın kendi bünyesi içinde bir ayetin diğerini iptal etmesi ve o ayetin hükmünü ebediyyen yürürlükten kaldırılması söz konusu değildir. Musa Carullah, konuyu veciz şekilde özetlemiştir: Şeriatlarda neshin zorunluluğu, fakat Kur'an-ı Kerim'de onun yokluğu.25 Her ayet kendi ortamı tahakkuk ettiğinde yaşanır. Kur'an'ın her çağda yaşanır olabilmesi de zaten bunun sonucudur. Kaldı ki Kur'an'da birbirini iptal etmeyi gerektirecek çelişkili ayet yoktur. «Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde bir çok ayrılıklar (çelişkiler) bulacaklardı.» (4/82)
Kur'an'ın bir konuyla ilgili farklı bakış açısı kazandıran ayetlerin olması onun yaşanan ortamı gözetmesinin ve tedriciliğinin doğal bir sonucudur. Bu ayetlerin çelişmesi ve birbirini iptali anlamına asla gelmez. Bu ayetlerin tedriciliği yanında birbirini tahsis, takyid, tefsir etmesinden söz edilebilir.
Allah, ayetlerini hükmedilsin diye indirmiştir. O'nun ayetlerinin hükmünün kaldırıldığını iddia edebilmek için katiyyet ve yakin ifade eden muhkem bir nass gerekir. Yoksa insanların zanna dayanan içtihadlarıyla veya içinde zan barındıran haberlerle, hükmü ve vakıası kesin olan herhangi bir Kur'an ayeti iptal edilmez. Kur'an'da ıstılahı manadaki neshe delil olabilecek bir ayetin olmadığı gibi bu konuda bizlere Rasulullah'tan bir haber de ulaşmamıştır. Bizatihi Kur'an'daki ayetlere yönelik bir neshin olmadığı hakkında bir hadis rivayetine de yukarıda yer verdik. Bu Kur'an'a ve akla uygun bir hadistir. Alimler de tarih boyunca nesh kavramı ve mensuh ayet sayısı konusunda ittifak edememişlerdir.
Nesh bize göre akideyi ilgilendiren bir mevzudur, ihtilaf kabul etmez. Ve «Din artık kemale erdirilmiştir.» (5/3). Eksilme ve artma söz konusu değildir.
Bize sadece, görüş ve düşüncelerimizin sağlamasını Kur’an'la yapmak, O'na sımsıkı sarılmak, Rasulullah'ın örnekliğinde O'nu hayatın her anında yaşanır kılmak düşmektedir.
Fatma Candan Günaydın
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı