...Tevhid, Adalet, Özgürlük...

...Tevhid, Adalet, Özgürlük...

Bilgi, İnanç, Eylem...

Dönüş Hakkı, Filistin'in Ruhudur / İlyas Sehhab

31/8/2007
Kategori: ISLAM DUNYASI

Bir yandan bazı Arap devletlerinin diğer yandan da Filistin Kurtuluş Örgütü’nün Arap-İsrail anlaşmazlığı sürecinde özellikle öze ilişkin konularda tavizlerde bulunması, en büyük sorunlardan birini teşkil etmektedir. Bunu, Mısır’da Camp David Antlaşması’nda, Ürdün’de Vadi Arap Sözleşmesi’nde, FKÖ’nün Milli Misakı’nın değiştirilmesini öngören ve gizlice Oslo Anlaşması’nın imzalanmasına yol açan FKÖ’ye bağlı Filistin Merkez Meclisi’nin aldığı kararlar zincirinde görmek mümkündür.

 

Diğer birçok mesele arasında; bu tavizler içindeki en büyük sorun; bırakılmaması gereken tarihi sabiteler ile herhangi bir siyasi hareketlenmede veya görüşmede bir kısmından ya da tamamından vazgeçilmesi mümkün olan reformlar arasındaki belirleyici çizgi üzerine büyük bir sarsıntı ve karmaşanın oluşmaya başlamasıdır. Bu sarsıntı ve karışıklık, Filistin ve Arap karar merkezlerinde yaşanmakla kalmaz, zamanla tedrici olarak (en büyük felaket de buradadır) Arap halkının düşünce ve bilincine hatta vicdanına doğru hareket eder. Her ne kadar sarsıntılar felaket noktasına gelmemiş ve geri dönülemez bir noktaya ulaşmamış olsa da…..

 

Gazetenin bu dar satırları, kendisinden taviz verilmesi ve üzerinde herhangi bir tartışmanın yapılmasının şartlar ne olursa olsun mümkün olmadığı bütün tarihi sabitelerin geniş bir şekilde sunumu için yeterli değildir. İşte bu satırlar, en önemli, en büyük ve en tehlikeli olan bu kararlar üzerine yoğunlaşmak için ayrılmıştır ki; bu da Filistinlilerin yurtlarına dönme hakkıdır.

 

Bu tartışmayı duygusal ya da bilimsel olarak değil siyasi yönden yapıyoruz. Yaşanılan siyasi gelişmelerden sonra görüyoruz ki; aslında vazgeçilmesi salt uluslararası hukuk açısından dahi doğru olmayan bu tarihi sabitelerimizi kolaylıkla bırakma gayreti içine girdik. Bu, maalesef bazı Filistin ve Arap karar merkezlerinde karşılık bulan taviz çağrılardır. Bu tür çevreler (mesela Cenevre belgesi[1], Sirri Nesibe gibi Filistinli akademisyenlerin yaptığı çağrılar vs.)

(İsrail’i barış sürecine daha fazla çekmek amacıyla) Filistinlileri dönüş hakkından vazgeçmeye çağırmaktadırlar.

 

Bu meselede yapılan manipülasyonlardan ve çarpıtma gayretlerinden kurtulabilmemiz için özetle ve kısaca da olsa birçok yönden bu meseleye değinmek zorundayız. Özellikle de hukuki, tarihi ve siyasi açıdan..

 

İlki: Hukuki Platform

 

Birleşmiş Milletler kararları uluslararası anlaşmazlıklarda özellikle de Arap-İsrail anlaşmazlığında son derece önemlidir. Bunun en önemli delili yaşadığımız tarih içinde kurulan “İsrail” devletinin varlığının tamamının Birleşmiş Milletler kararlarından birine dayanmasıdır. Bu, 181 numaralı taksim kararıdır. Doğru, İsrail projesinin sahiplerinin (uluslar arası Siyonizm ve Birleşmiş Milletler) desteği ve bu toprakların sahiplerinin (Araplar ve Filistinliler) zayıflığı olmasaydı “İsraili”in ayakta kalmasına tek başına bu karar yeterli olmazdı. Fakat onların kuvvetlerinin bizim zayıflığımızla birleşmesi, taksim kararları olmasaydı meyvesini verecek değildi.

 

 

Anlaşmazlıkta diğer tarafın uluslararası kararla icra kuvveti arasındaki ilişkiyi anlamasını sağlayacak şey budur (uluslar arası siyonizmle BM’nin sahip olduğu yaptırım gücüdür). Aynı ilişki, Arapların bilmedikleri ve görmezden geldikleri bir ilişkidir. Araplar kendi haklarını korumada, anlaşmazlık içerisinde bulunan tarafların sahip oldukları nüfuz ve güçten uzak bir şekilde, ahlaki yaptırım gücünün tek başına alınan bu kararların uygulanması için yeterli olacağını zannettiler. Ardından bu aksak dengeden ümitsizliğe düştüklerinde uluslar arası kararlarla ilişkiye geçme ve algılama gücünü kaybettiler.

 

Böylece genel Arap yenilgisinin ömrü bu çekişmede yaklaşık altmış sene uzadı. Şu an Araplar (ve Filistinliler) tarihi Filistin meselesinde büyük öneme sahip 194 ve 181 no’lu iki BM kararına bağlı kalmanın kıymetini keşfederek tekrar başa döndüler. Ancak siyasi açıdan ikinci karar birinci karardan daha önemliydi (mültecilerin dönüş hakkı). Ve ikinci karar olan dönüş hakkımızdan vazgeçtiğimizde birinci kararın hiçbir kıymet-i harbiyesi bulunmuyordu.

 

194 sayılı kararın içerdiği haklara sıkı sıkıya sarıldığımızda taksim kararı, hayali bir karar olmaktan çıkıp gerçekçi ve uygulanabilir bir karara dönüşüyor.

 

İkincisi: Tarihi Platform

 

Zihnimizde canlandırdığımız birçok tarihi olaydan biri de Filistin’deki Frenk haçlılarının iki yüz yıl kalmakla beraber nihayetinde son bulmuş olmalarıdır. Fakat tarihî olarak bu bugünkü İsrail’e benzeyen Haçlı devletinin iniş, çıkış ve sonra da yıkılışının tarihsel nedenlerini nadiren araştırırız.

 

Buna bağlı olarak “İsrail Devleti”nden –içerde ve dışarıda– sorumlu olanlar (İsrail’in kuruluşuna vesile olan Batılı Devletler kastediliyor) bu ibret verici olaydan, Haçlı Devleti’nin başına gelenler İsrail’in başına gelmesin diye kendilerince ders çıkarmakta ve derin araştırmalara girmektedirler.

 

Bu iki yüzyıllık dönemden çıkarılacak onlarca tarihi derslerden biri de siyasi değişiklikler ve askeri baskılarla Avrupa devleti olduktan sonra dahi bu topraklarda Filistinlilerin, nüfusun büyük oranını teşkil ediyor olmasıdır.

 

Filistin’de, devletle ve coğrafya ile alakalı olarak çevresinde pek çok siyasal ve bölgesel değişikliklerin ortaya çıkardığı doğrudur. Fakat asli sakinleri ile bu topraklar arasındaki sabit ilişki, Haçlı işgal güçlerinin hareketli ve değişken unsurlarının bölgeden tamamen sökülüp atılması imkânını kendisine vermiştir.

 

Bu nedenle Amerika ve İsrail herkese dönüş hakkı dışındaki diğer barış maddeleri üzerinde serbestçe tartışabilme imkânı tanırken dönüş hakkından vazgeçilmesi hususunda aşırı ısrarcı olmaktadırlar. Bundan dolayı Filistinliler ve Araplar barış görüşmelerinde ne kadar oyun dönerse dönsün ve ne kadar diplomatik ayak oyunları yapılırsa yapılsın, dönüş hakkından vazgeçilmesinin Filistin davasının kendisinden ve bu davanın tarihinin temel taşlarından birinden tümüyle vazgeçilmesi anlamı taşıdığını anlamalılar.

 

 

Üçüncüsü: Siyasi Platform

 

Geçen iki paragraf ortaya koymaktadır ki; İsrail ile Mısır arasında sonra da Ürdün’le İsrail arasında gerçekleşen barış antlaşmalarında İsrail’le en uzun sınırlara sahip bu iki devlet, İsrail’e verdikleri birçok tavizler karşılığında dahi, ne teorik ne de sözlü olarak, 1948 ve 1967 yıllarında topraklarından askeri yöntemlerle sürülen Filistinlilerin vatanlarına dönüş hakkını geri alabilmiş değillerdir.

 

Son olarak; Arap yöneticilerinin genel insani ve sosyal haklara saygı gösterme ve koruma alışkanlığının çok azdır. 1947’den bu güne kadar Filistin meselesiyle alakalı bütün uluslararası kararları bir kenara koysaydık dahi, sadece Birleşmiş Milletler’in Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi ve Çocuk Hakları Beyannamesi bile Filistinlilerin haklarını korumaya yeterdi. Çünkü bu iki beyanname doğan her çocuğun sahip olduğu isim ve cinsiyet hakkını garanti altına almış ve her insanın doğduğu ülkede yaşama hakkı güven altına almıştır.

 

Bu hakların hepsi açıktır; kanuni ve ahlaki yönden uluslararası toplum bunların üzerinde ittifak etmiştir. Fakat bununla beraber biricik sorunumuz Arapların Filistinlilerin bu haklarını yeterince desteklememiş olmasıdır.

 

Şu ana kadar İslam-Batı çatışması üzerinden altı yüzyıl geçmiş olmasına rağmen hiç kimsenin bu çatışmanın ömrünün ne kadar süreceğini tahmin etmesi mümkün değil. Emin olunan şey, bu meselenin yaşandığı topraklarda ve onun alakalı olduğu yerlerde siyaset dalgalarının tokadının çarpmaya devam edecek olmasıdır. Bu nedenle Araplar nihai olarak dönüş hakkına sahip olmak için toplumsal şuur edinmek zorundalar. Direnişin geleceğini belirleme noktasında esas bir unsur olan bu geri dönüş hakkına tutunmaları kaçınılmazdır.

 

Filistinliler Filistin’e döndüklerinde (bu toprakların büyük bir kısmı İsrail ismini taşısa da) eninde sonunda er ya da geç Filistin onlara ait kalacaktır. Şartlar ne kadar değişse de bu böyledir. Nihai olarak işgalcilerin Filistin’den çıkarılması tamamlandığında işte Filistin o zaman sonsuza giden ve dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkacaktır.  



[1]Cenevre Belgesi: İsrailli ve Filistinlilerin yol haritası eşliğinde aralarındaki sorunlara orta bir yol bulmak amacıyla İsviçre’nin himayesinde oluşturulmuş bir gayr-ı resmi anlaşma taslağı. Bu belgenin gerek İsrail’in işgal etmiş olduğu topraklardan tamamından çekilmesini istememesi gerekse Filistin’in dönüş haklarını kendisinden vazgeçilmesi mümkün olan bir unsurmuş gibi değerlendirmesi çeşitli insan hakları kuruluşlarının ve Filistinli grupların sert eleştirilerine maruz kalmasına neden olmuştur.

 

KAYNAK: Filistin Enformasyon Merkezi

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »